Loading...

Akla Karşı “Rasyonel” Sinek Beyni


Sinek ilginç bir metafordur. Bir yandan bozulma ve çürümeyi temsil eder, öte yandan ruhsal kirlenme ve insanın karanlık tarafını… Meyve sineklerinin (drosophila melanogaster) 20.yy’da genetik çalışmalarda kullanılmış olması, bir anlamda sinek sembollerine yenilerinin (indirgemeci modelleme, teknolojist düşünce, insanın laboratuvar nesnesine dönüşümü ve algoritmik toplum) eklenmesini gerektirir.

Tam da yapay zekâ balonu üzerine kanaatlerin belirginleşmeye başladığı, yapay zekâ sistemlerini çalıştırmak için gerekli parasal maliyetlerin ve enerji israfının anlamsızlığının yüksek sesle dillendirildiği bugünlerde, iki deneysel çalışmaya ilişkin görseller dolaşıma sokuldu. Çalışmaların içeriğinden, sunulduğu kadar haberdarız, tanıtılan “başarıların” gerçekten elde edilip edilemediğini bilemiyoruz.

Dolaşıma sokulan deneylerden birinde, bir miktar (200 bin) insan nöronu sentetik bir zeminde yan yana getirilerek yarı organik, yarı yapay bir ağ oluşturuluyor. Bu ağa, bir bilgisayar oyununu oynaması için talimatlar veriliyor ve başarılı sonuçlar alınıyor. Nöron ağı, oyunda tuttuğu silâhla önüne gelen hedefleri başarıyla öldürerek ilerliyor, oyundaki olumsuz deneyimlerini zamanla gideriyor. Her ne hikmetse medyaya servis edilmek üzere seçilen oyun, bir engeli atlamak, bulmaca çözmek, yapı inşa etmek kabilinden değil; silâh ve öldürmek üzerine kurulu.[1]


Diğer bir deneysel çalışmada, önce meyve sineğinin beynindeki nöronlar ve ağları tümüyle görüntülenerek bunların dijital haritası çıkarılıyor. Sonra bu ağ, sanal bir sineğe tanımlanıyor. Bu sanal sinek ek bir görevlendirme ve müdahaleye gerek kalmaksızın, sineklerde görülen sıradan davranışları gösteriyor.[2]

Biyolojik ham maddeli yapay zekânın (“sentetik biyolojik zekâ”) takdim edildiğini görüyoruz. Yoksul Afrika halklarına, kendi sentetik verisinde boğulmakta olan yapay zekâyı kurtarmak için, karın tokluğuna, taze insan kanı mahiyetinde editörlük yaptırılmasının ötesinde bir tasarım takdim ediliyor dünyaya.[3]

Bu deney haberleri, yapay zekâ üzerine şüphelerin arttığı bir dönemde dolaşıma sokuluyor ancak bu kadarla sınırlı değil; haberler İran’a yönelen emperyalist saldırının da hemen peşinden gelmektedir. Her yönüyle meşruiyetten yoksun –ve sonucunda muhtemel hapis cezaları gelebilecek– olan İran’a saldırıda yapay zekâ sisteminin kullanılmasının Anthropic şirketini ürküttüğü, en azından görünürde dâhil olmaktan kaçındıkları ancak OpenAI’ın bu işe açıktan bulaşmayı kabul etmesi üzerine harekât emrinin verildiği biliniyor.[4]

Peki, gerçek sinek var; gerçek insan da… Onların yeteneklerini yapay bir platformda toplamanın mânâsı ve amacı ne? “Amaç” ve “anlam”a ilişkin soruların bilinçli bir yönelimsellik ve niyet gerektirdiği ve bu tarz bir yönelimselliğin “yapay zekâ/makine beyin” safsatalarıyla, işlevselci/teknolojist ideolojik propagandalarla insanlara unutturulduğu dikkate alındığında bu soru daha da önem kazanıyor. Çünkü bu soru, bizi yapay zekâ diye adlandırılan yönetim tekniğinin icadının altında yatan hakikate yaklaştırıyor, sahte apaçıklıkların yarattığı bulanıklığın aşılması için olanak yaratıyor.

Batı dillerinde akıl (reason) proto Hint-Avrupa dilindeki “rē- hesaplama” kökünden ve orandan türemiş Latince “ratio–hesaplama, oranlama” kelimesinden geliyor. Bizde ise “akıl” Arapça “عَقْل - ˁaḳl–bağlamak, sağduyu göstermek” kökünden kaynaklanıyor.[5]

Klasik tanımıyla “akla akıl denmesinin sebebi”, onun “sahibini felâkete sürükleyecek şeylerden alıkoymasıdır, yani onu tutmasıdır… İnsanı hayvandan ayırt eden yetenektir.”[6]

Kur’an’da da akıl bu bağlamda geçer. İnsanlığın harabelerinden ders alınması hatırlatılmaktadır; kullanılan metaforda da insanlardan, yanı başlarındaki felâketlerden ders almaları, kendilerini düzenlemeleri, dizginlemeleri, insanî bir tutum geliştirmeleri istenir; akıl Baal düzenine karşıdır. Geleneksel anlayışta da akıl, nefsi dizginler.

“123- İlyas da gönderilen elçilerdendi. 124- Halkına şöyle demişti: ‘Sizde hiç Allah bilinci yok mu?’ 125- Ba’l’e yalvarıp, O en güzel yaratanı bırakıyor musunuz? 130- Selâm olsun İlyas’a! 133- Lut da gönderilen elçilerdendi; hiç kuşkusuz. 137/138- Siz hâlâ onların kalıntıları yanından akşam-sabah geçiyorsunuz, bu akıl tutulması neden?” [“Saffat Suresi”, İhsan Eliaçık tercümesi]

O hâlde, medyada servis edilen deneysel çalışma haberlerinden şehvetle bahsedenler, örneğin, “bağlantısalcı” Türker Kılıç “…moleküler bir 3-D yazıcıyla yeni bir sinek yaratabilsek, zihni kopyalanan deneydeki sinek sadece bir video evreninde değil, yaşam adını verdiğimiz bu biyolojik sistemde de ‘bedene kavuşabilir,’” derken nefsinin de itkisiyle hesap ediyor, akıl etmiyor. Yıllardır anlattığı bağlantısallığa bir kanıt daha bulmanın sevinciyle savuruyor sözcükleri.[7] “Bağlantısallık” yeni egemen düzenin paradigması olarak ortaya çıkıyor; toplumsal olan, sibernetik teorinin devamı olan “ağ”a indirgeniyor.

Benzerleri gibi Kılıç da “akıl etmiyor” çünkü emperyalizm çağında, sömürü koşulları altında, zulmün ve savaşın yıkıntılarının yanı başında bu cümleleri kurarken, bahsettiği tekniklerin halkların mahvına hizmet edeceğini umursamıyor; dilini insanlık için açıp insanlık için bağlamayı, kayıt koymayı, şart koşmayı, neticesini göstermeyi aklına getirmiyor. Batı’nın “Baal ittifakının” İran seferiyle, bahsi geçen deneylerin bağını kuramıyor.[8]

Soruya dönelim, milyarlarca insan varken, onun nöronlarını toplayıp yapay bir zeminde birleştirmek neye yarar? Özcesi, kontrol etmeye, toplumsal kontrolü artırmaya ve eksiksiz hâle getirmeye... Yapay zekâ, bir anlamda “patronun gözü”dür. Marx, Kapital’de “makine sisteminde cisimleşen ve patronun kudretini oluşturan bilim”den bahseder; bu tanım günümüzdeki yapay zekâ ve nörobilim çalışmalarına çok uygun düşüyor.

Yapay zekânın soy kütüğünde, sınıfsal ayrımların temeli olan ve meta mübadelesinin, “para soyutlamasının” ürünü olan zihin-beden ayrımı yatar. Yapay zekâ kartezyen ayrımı zirvesine taşır; toplumsal emeğin ürettiği zekâ ve bilginin kodlanması, algoritmik modellere dönüştürülmesi ve sermaye mülkiyetine verilmesi sürecidir. Bu süreç, Charles Babbage’dan, Turing’den, Manhattan Projesi’nde yer alan von Neumann’dan beri bu şekilde yürümektedir. İnsanın zihinsel faaliyetlerinin biçimsel sistemlere, zekânın sorun çözme ve hesaplama becerisine indirgenme çabası, tüm insan faaliyetlerinin beynin nöral aktiviteleri ile açıklanabileceğine dair nörobilimsel paradigma ile birlikte ilerlemektedir. Bugünkü yapay sinir ağları ve derin öğrenme yaklaşımının temelinde yer alan perseptron’un mucidi Frank Rosenblatt, neoliberal Friedrich von Hayek’ten ilham almıştır. “Örüntü tanıma”nın kendisi, öngörü ve kontrol ihtiyacı ile ilişkilidir. Pattern ve “patron” kelimelerinin etimolojisi ortaktır.


Yapay zekâ üzerindeki kapitalist hevesin kökeninde su sızdırmaz, tekelci bürokratik kontrol ihtiyacı belirleyicidir. Sürekli azalma eğiliminde olan kârlarını maksimize etmek zorunda olan ve her daim yıkım tehdidi altında bulunan kapitalizmin en yüksek aşaması olan emperyalizmi, dünya halklarını ve işçi sınıfını sürekli daha çok sömürmek için giderek daha kapsayıcı tekniklere ihtiyacı vardır. Gerektiğinde ekran başından yönetilen nokta operasyonlarla insan öldürmek, gerektiğinde üretimi kısmak ve insanları evlerine kapatmak, gerektiğinde nüfusu seyreltmek; kimin ne zaman, nerede, ne yaptığını kontrol ve tayin etmek; isyanları bastırmak, piyasaya açılmayan toprakları yağmalamak, tek tek insanları müşterileştirmek, son kuruşuna kadar vergi takip etmek, hesapları bloke etmek, mülksüzleştirmek… Open AI CEO’su Sam Altman “bir insanı eğitmenin maliyetini” yapay zekâ modellerinin eğitimi ile karşılaştırırken, aslında geniş insan kitlelerine açılmış bir savaşı ifade ediyor.

Tüm bunlar için bürokratik ve tekelci tahakküm şarttır. Sokaktaki kameradan çipli kimlik kartlarına, aşı vizelerinden iş yerinde mesafe ölçen işçi tasmalarına, robot askerlerden yapay dil modellerine kadar, amilleri belli olan bir paketten bahsediyoruz. Gelinen aşamada, tümüyle sentetik bir zeminde ilerletilen yapay zekâ sistemlerinin, ekonomik ve lojistik mânâda tıkanma emareleri verdiği bir anda insan beyninin, biyolojik-organik sistemlerin hizmete sevk edilmesi, nörobilim ve yapay zekâ çalışmaları arasında ilerletilen iş birliği, bir yandan yapay “zekâ” yalanını ifşa ederken, diğer yandan gelmekte olan yıkım tehdidine işaret etmektedir.

Mutlak köleliğe karşı akıl etmeli, teslim olmamalıyız. Davos WEF eski başkanı, “Büyük Sıfırlamacı” Klaus Schwab, temsilcisi olduğu sınıf adına, “İnsan beyni bir sonraki muharebe sahasıdır,” diyordu. Teslimiyet beynimizde başlamaktadır; direnç de kolektif akıl ve güç ile gelecektir.

Umut Doğan

10 Mart 2026

Dipnotlar:

[1] “‘200 Bin Canlı İnsan Nöronu’ Doom Oynadı”, Nuvemmag.

[2] “Teknoloji ve biyolojinin ürkütücü buluşması: Canlı nöronlar Doom oynadı”, 2 Mart 2026, Chip.

[3] “Mercy Anita African Workers AI Artificial Intelligence Exploitation Feeding Machine?”, 6 Temmuz 2024, The Guardian.

[4] “Yapay zeka pazarlığı bitti, İran saldırısı başladı”, 1 Mart 2026, AA.

[5] “Origin and history of *re-”, Etymonline.

[6] Islamweb.

[7] Türker Kılıç, 9 Mart 2026, X.

[8] Sahip, efendi Baal, İbraniler indinde İsrail’in önceki Tanrısı, sapkınlık ve bugün Gazze’de ve İran’da ABD/İsrail ittifakının uyguladığı gibi, kendisi için yakarak çocuk kurban edilmesiyle meşhur olan bu tanrının adı, bir Mossad projesi olan Epstein’in belgeleri arasında Epstein adasına gidenlerin para yatırdığı banka hesabının adı olarak karşımıza çıkıyor. EFTA01589335 nolu belge, Justice.