Halkımızın maruz kaldığı ekonomik sıkıntılar, toplumsal adaletsizlikler ve siyasî baskılar, olayları bağımsız bir şekilde değerlendirebilen ve kendi muhakemesine güvenen kişilerin örgütlü mücadelesi ile dönüştürülebilir. Gerektiğinde verilen tavizlerin ve sunulan kırıntıların aksine uzlaşmanın olmadığı bir toplum için, hesaplanabilir ekonomik çıkarların ötesinde inanç ve tutku ile mücadeleyi örebilecek bir ağ gereklidir. Harekete geçen iradenin izleyeceği yolu varış noktası değil araçlar belirleyecektir. Bağımsız örgütlenme ve dayanışma esas karakter olduktan sonra doktrinin kendisi zamanla gelişen pratiğin izdüşümünden ibaret olacaktır.
Sermaye grupları, tarikatlar, medyatik unsurlar, klientalist bürokrasi, saray ağı gibi yapılarla şüphesiz topyekûn bir mücadele hattı kurmak gereklidir ama kendi değerlerini oluşturan bağımsız bir toplumsal güç olarak egemen siyasî kurumların dışında, iktidarı devralmak yerine iktidarı sürekli dönüştürebilecek mekanizmalar hayata geçirilmelidir. Bu dönüşüm iktidara eklemlenebilecek kişiler tarafından değil ondan bilinçli bir şekilde ayrışan kişiler tarafından gerçekleştirilebilir. Hâlihazırda burjuva değerleri, kurumları ve yaşam anlayışı benimsenirse mevcut düzen aşılamaz. Gerçek dönüşüm mevcut iktidar ilişkilerini değiştirmek ve sürekli ayrıştırmakla mümkündür.
Muhalefet parlamento ve hukuk[1] düzenini, iktidar ise devleti kutsallaştırmanın peşinde. Bu kurumlar ve müktesebat gerek iktidar gerek muhalefet eliyle eleştirilebilir olmaktan çıkarılmıştır. Siyasî rejim geçici, devletin merkezî otoritesi bâkidir. Yürütmenin idaresindeki mahkemeler, siyasî davalar ve polis operasyonları hız kesmeden devam etmektedir. Makam hırsı ve siyasî patronaj ilişkileri devleti dönüştürmek yerine insanları dönüştürmektedir. Modern devlet mekanizması öylesine güçlü ve yerleşik bir kurumdur ki onu ele geçirenler zamanla mantığına uyum sağlamaktadır.
İktidar kapasitesi ile uygulanan baskı ters orantılıdır. Ülkemizde güçlü bir iktidar yoktur. Ama bu demek değildir ki saray çevresi, muhafazakâr bürokrasi, askerî güç odakları ve sermaye aygıtları zayıftır. Ayrıca uluslararası ve ulus ötesi dirençleri de hesaba katmak gereklidir. Halkımızın eğitim durumu[2], farklı etnik grupların beklentileri de cabası.
İtaati yeniden üretmek yerine geniş anlamıyla otoriteyi meşru kabul eden anlayışı kırmak gerekir. Devlet ve parti bürokrasilerinden azade kurulacak siyasî bir hareket, örgütlü mücadelenin doruk noktasını teşkil edecektir. Geniş kitleleri etkileyebilecek olan karmaşık teoriler değildir, onları anlaşılır ve ortak hedeflere yöneltebilecek motivasyonlardır. Ayrıntılı ekonomik analizlerden, siyasî hesaplardan çok balistik mitlere[3] ihtiyacımız var. Sürecin ucu açıktır. Ortak mücadele yalnızca akla yatkın hesaplarla verilmez.
İnsan ekmeğini ve konumunu kaybetmemek için çoğunluğa uyum sağlar. Toplum içinde en fazla ödüllendirilenler uyumlu olanlardır. İtaat ahlâkî bir erdem hâline gelmiştir. Sorun sadece standartlar da değildir, sorun bu standartların kaynağıdır da. Mevcut olanı mümkün olan ile özdeşleştirmeyeceğiz. İnsanlığa dair umut hayatın niceliksel ağırlığıyla değil istisnai anların niteliksel derinliği[4] ile temellendirilebilir. Bir deneyimin kısa sürmesi onun yanıltıcı, uzun sürmesi ise geçerli olduğu anlamına gelmez. Hakikatin ölçüsü süre değil, yoğunluktur. Büyük bir kültür rahatına düşkün insanlardan değil, kendi eylemine anlam verebilen kişilerden oluşur. Mekanik itaati kıracak, otoriteye direnebilecek herkes kurulu düzene karşı bizim silâhımızdır. Yalnızca soyut fikirler yeterli değildir, insanların fedakârlık yapmasını sağlayacak ortak bir inanç ve mücadele ruhu gerekir.
Sınıf mücadelesinin olmadığı ve herkesin uzlaştığı görüntüsünün altında fay kırıkları mevcuttur. Sınıf çatışmalarının gerçeği yansıtmadığını iddia etmek mevcut güç ilişkilerini dondurmak ile eş anlamlıdır. İşçiler yalnızca ücret pazarlığı yapan dağınık bir topluluk değil, sermaye ve diğer fraksiyonları ciddi bir şekilde tedirgin edebilen örgütlü bir güç olmak zorundadır.
Burjuva felsefesi aracılığı ile düşünülürse, kölelik içgüdülerini kırmak zorlaşır. Özgürlük denince anlaşılan mülkiyet özgürlüğü ve ticaret özgürlüğü olmamalıdır. Mülkiyet ilişkilerine değindiğimizde devletin sınıfsal karakteri ortaya çıkıyor. Oysa ki her ay yüzlerce işçi inşaat alanlarında, makinelerin ve römorkların arasında can vermektedir. Maden şirketleri ülkemizi delik deşik ederken maden işçileri direnmektedir. Ekonomik hesaplarla ölçülemeyen değerlere önem verenler burjuva açısından mantıksızdır. Oysa hesap değil ortak mücadele ve özveri ön plâna çıktığında burjuvanın satış kanalları tıkanacaktır.
Ekonomik hayat yalnızca teorik ilkelerle yönetilen mekanik bir sistem değildir. Üreticilerin girişimleri, işçilerin mücadeleleri, teknik yenilikler, rekabet, çıkar çatışmaları ve değişen ihtiyaçlar ekonomik hayatı sürekli dönüştürür. Çatışma yeniliğin kaynağıdır, düzeltilmesi gereken bir sapma değil. Büyük başarılar küçük görevlerin eksiksiz yerine getirilmesine bağlıdır. Kendi değerlerini yaratan ama tehlikeden kaçmayan, sorumluluğu üstlenen ama bayağı olmayan bir karakter gücü gereklidir. Yeni durumlara hızla uyum sağlayan ve farklı görevleri üstlenebilenlerin toplumsal statüsünün hiçbir önemi yoktur.
Fazıl Uluç
27 Temmuz 2026
Dipnotlar:
[1] Hukuk önünde eşitlik ekonomik eşitsizlikleri ortadan kaldırmaz.
[2] MEB ve YÖK bünyesinde.
[3] Mit yalnızca akla yatkın bir çıkar değil, yerine göre duygusal ve sembolik bir motivasyondur.
[4] İdeologlar düzeni ve açıklanabilirliği yakalar ama coşkuyu ve olağanüstülüğü dışarıda bırakır.
Başvurular:
Emerson, R.W. (2022). Denemeler, Birinci Seri. Ankara: Doğu Batı Yayınları.
Pareto, W. (2018). Seçkinlerin Yükselişi ve Düşüşü, Kuramsal Bir Sosyoloji Uygulaması (5. b.). Ankara: Doğu Batı Yayınları.
Sorel, G. (2021). Şiddet Üzerine Düşünceler. İstanbul: Telemak Kitap.