Loading...

Dışta Bağımsızlık, İçte Sömürü: 2016-2023 Kesiti


Acil İşler

Türkiye, 2016’dan bu yana, devletler arası ilişkilerde geçmişe göre bariz biçimde daha bağımsız bir ülke hâline gelmiştir. Bu gelişme içeride işçi sınıfı üzerindeki sömürünün derinleştirilmesine dayanmıştır.

Türk Devleti’nin bölgesinde eriştiği gücün çapı ve etkileri, sebeplerle birlikte ele alınıp düşünülmelidir. Devletin somut durumuna ilişkin yaklaşımlarda öteden beri sosyalistler açısından iki sapma ihtimali mevcuttur. Bir grupta vaziyetin farkında olmayanlar, buna bağlı olarak içeride ve dışarıdaki ani gelişmelere şaşıp kalanlar, yanlış politika ve taktiklere düşenler toplanabilir. Bu grup zamanla kimlikçi politikaların etkisiyle iyice aklını yitirmiştir. Diğer grupta somut güç dengelerini gözlemleyen ancak açığa çıkan güç birikimine aşırı odaklanıp işçi sınıfından ideolojik anlamda uzaklaşanlar, devlet iradesini mutlaklaştıran ve zihnen devlete örgütlenenler toplanabilir.

Biz burada güç birikiminin güncel ekonomi-politik kaynaklarına ve sınırlarına işaret ederek, olguyu ve sebeplerini daha görünür hâle getirmeye çalışacağız. Öncelikle, bahsettiğimiz uluslararası sahada gözlemlenen “güçten” ne kastettiğimizi kısaca ortaya koymak üzere bazı örnekler sıralayarak esas konuya gireceğiz.

15 Temmuz 2016’dan itibaren devletin en önemli basireti ve cüreti, ABD ve İsrail’in Türkiye’de hükûmet etmelerinin esas alternatifini teşkil eden Fethullahçı şebekeye kararlı biçimde sert darbeler indirmesidir. Kurmay subayların %80’i, üst düzey polis amirlerinin dörtte biri tasfiye edilmiştir; bu oran hâkim ve savcılarda daha yüksektir. Ordudaki pilot sayısı uçak kaldırmaya yetersiz hâle gelmiştir. 15 Temmuz’u takip eden tasfiyeler ve neticeleri, devlet teorisi açısından analiz edilmeyi beklemektedir. Savaş ve güvenlik mekanizmasındaki kitlesel boşalma, zafiyet doğurmadığı gibi ülkenin savaş, iç güvenlik ve diplomasi kapasitesi kısa sürede sıçrama yaşamıştır. İlk bakışta tezat gibi görünen hâdisenin izahı gerekmektedir.

Askerî Tablo

Ciddi bir hazırlığa denk geldiği anlaşılan bu kırılma anından sonra Türk Devleti, Suriye’deki eski hâkimiyet sahalarına askerî harekâtla girmiş, Kürt siyasî hareketini her sahada geriletmiş, askerî sanayide görünür gelişmeler kaydetmiş; Doğu Akdeniz’de, Libya’da ve Afrika’da yerleşik hâle gelmiş; Katar’a karada ve denizde konumlanarak bu devleti ayakta tutmuştur. ABD’nin engelleme çabalarına rağmen Rusya’dan S-400 savunma sistemleri almış, Karabağ’ın Azerbaycan’a katılması için verilen savaşta kurmay desteği yanı sıra İHA ve SİHA’larla önemli bir rol oynamıştır. Türkiye’nin bölgesindeki askerî müdahaleleri 15 Temmuz’u takip eden ay başlamıştır. Genel tablo şu şekilde özetlenebilir:


Askerî müdahalelerin şiddeti, çapı ve derinliği İdlip’te statüko kurulduktan ve devamında Rusya-Ukrayna Savaşı’nın başlamasında sonra (Şubat 2022) düşmüştür. Bu andan itibaren Türkiye’nin ekseni bağlamında aldığı yeni yönelimi önceki yazıda ele almıştık.[1]

Bocalama ve Karar

2023’te belirginleşen diplomasi ve ABD’ci reorganizasyon sürecine gelene kadarki süreçte şekillenen ve yukarıda özetlenen tablo, ciddi bir serbestlik gerektirmiştir. ABD emperyalizmi, finansal bağımlılık gösteren bir devletin NATO envanteri dışına çıkmasından tutalım, Doğu Akdeniz’de hâkimiyet sahası tesis etmesine kadar uzanan bağımsız adımlarına ekonomik kriz çıkararak rahatlıkla cevap verebilirdi. Türkiye’nin askerî harekâtları ve üslenmeleri Obama devrinde başlamış (Fırat Kalkanı ve Katar), Trump’ın bugüne göre çok daha zayıf olduğu ilk devrinde sürmüştür. ABD’de finans kapitalin, sanayi-maden-teknoloji kliğine karşı daha etkili olduğu bu dönemde Türk Devleti’nin ekonomik sahada boğulmamış olması tesadüfi bir hâdise değildir. Detayları bir yana bırakacak olursak, finansal bağımlılığın merkezinde dış borca ve dolayısıyla dövize bağımlılık yatmaktadır.

Geçtiğimiz günlerde ABD Hazine Bakanı Scott Bessent, İran’daki ayaklanmalara nasıl zemin hazırladıklarını anlattı:

“Hazine Bakanlığı olarak yapabileceğimiz ve yaptığımız şey, ülkede bir dolar kıtlığı oluşturmaktır… Bu süreç aralık ayında İran’daki en büyük bankaların birinin çökmesiyle hızlı ve çarpıcı bir doruk noktasında ulaştı. Bankaya hücum yaşandı. Ardından Merkez Bankası para basmak zorunda kaldı ve İran para birimi serbest düşüşe geçti. Enflasyon patladı ve bunun sonucunda İran halkını sokaklarda gördük.”[2]

Bessent’in bahsettiği ayaklanma modelinin İran’da mümkün olması İran’ın yaşadığı ambargo sorunu kadar, devlet teşkilâtının gerekli tasfiyeleri yapacak mecal ve cüretten yoksun olmasıyla da alâkalıdır.

15 Temmuz sonrasında Türk Devleti, acil olan tasfiyeleri yaptıktan ve takip eden ayda hızlıca Fırat Kalkanı operasyonunu gerçekleştirdikten sonra ikinci dalga harekât için bir seneyi aşkın duraksamıştır. Bu duraksama sürecinde döviz açığı, kur krizi ve para basmaya dayalı enflasyon sarmalından kaçınmanın yollarının arandığını gösteren işaretler medyaya yansıdığı kadarıyla biliniyordu. Örneğin, 23 Eylül 2016’da Erdoğan, Henry Kissinger, James Rotschild ve bir kısım büyük sermayedarla ABD’de bir araya gelmişti.[3] Takip eden ekim ayında Erdoğan bu sefer Rolls-Royce CEO’su Warren East ile Ankara’da buluşmuştur.[4] Bunların işin görünen yüzü olduğunu yeni yayımlanan Epstein belgelerinden anlıyoruz.

EFTA01053537 numarasıyla yayımlanan belge, 2017’nin ilk aylarında “kur sorununu çözmek üzere” Epstein’in ilişki ağına müracaat edildiğini gösteriyor. Epstein, Clinton döneminde hazine bakanı olan, yine Obama döneminde devlette görev alan adamı, Dünya Bankası baş ekonomisti ve Harvard iktisat profesörü Larry Summers’a “işi” önerirken, kur meselesini çözmek üzere TCMB’den teklif aldığını, bu iş için 250 bin dolar fiyat verdiğini belirtiyor. Summers cevabında, teklifi getiren TCMB yetkililerinin Erdoğan’ın adamları (stooges) olup olmadıklarını soruyor.[5] İdeolojik mesafe göze çarpıyor ancak 250 bin doların bir miktar iş yaptığını düşündürecek veriler mevcut.


Bu yazışmalar 20/21 Şubat 2017 tarihlerine ait. Bu tarih itibariyle darbe girişimini takip eden 2016 Ağustos ayından itibaren kur artmakta, 2016 Kasım ayında dolar patlamakta, TCMB rezervleri erimektedir. Epstein yazışmalarına denk gelen dönemde ise 2017 Ocak ayından şubat ayına kadar TCMB rezervlerinde yaklaşık bir buçuk milyar dolar artış meydana gelir, kurda nispi düzelme olur. Rezervdeki artış anidir ve genel gidişatla uyumsuzdur. Bu artıştan sonra da düşüş olur.[6]


Anlaşıldığı kadarıyla sorun lobicilikle çözülmeye çalışılmış, elit ağlarından bir miktar döviz girişi temin edilmiş ancak kalıcı bir başarı elde edilememiştir. 2017 Nisan Referandumu’na bu yolun inişli çıkışlı da olsa tutturulduğu, piyasanın oy kullanmaya uygun vaziyette tutulduğu ancak sürdürülemez bir hâl aldığı yukarıdaki tablodan anlaşılmaktadır. Bu vaziyet idrak edildikten sonra Türk Devleti’nin ciddi bir ekonomi politik tercih yaptığı anlaşılıyor. Bu tercih, finans kapitale mesafelenmek, ondan nispi bağımsızlık ve bu bağımsızlıktan doğacak sermaye açığının içeride işçi sınıfının daha derin bir sömürüye tâbi tutularak, mülksüzleştirilerek kapatılması şeklinde tezahür edecektir. Bu iş “başarılamasaydı” eğer, finans kapitalin 2018 salvolarının karşısında diz çökmek, yeni başlayan yayılmacı hamlelere son vermek kaçınılmaz olacaktı.

Yeni Ekonomi Politika ve Sonu

Merkez Bankası başkanlarının görevden alınması, faiz indirimleri, yüksek oranda para basılması, enflasyonist ortamın yaratılması, ücretlerin baskılanması, böylelikle ülke içinde halkın birikimlerinin ve gelirlerinin sermayeye ve devlete aktarılması ve bu sayede döviz cinsi dış borçlanmasının kontrol altına alınarak aşağı çekilmesi gibi bilinçli tercihlerden söz ediyoruz. Bu bakımdan, Türk Parası Kıymetini Koruma Hakkında 32 Sayılı Karar’da yapılan 25 Ocak 2018 tarihli değişiklikler kilit bir önemdedir. Bu kararla döviz kredisi kullanımına sert sınırlamalar getirilmiş, böylelikle devlet özel kesimin dışarıdan borçlanmasının önünü kesmiştir. 25 Ocak’ta alınan Bakanlar Kurulu kararının ön çalışmalarının günler, haftalar alacağı açıktır. Zeytin Dalı operasyonunun 20 Ocak 2018’de gerçekleştirilmesi, 25 Ocak 2018’deki ekonomi kararlarıyla ilgilidir. Askerî operasyonlar, ilk mecburi hamlenin ardından yaşanan bir buçuk senelik aradan sonra yeni ekonomi politik düzende kaldığı yerden devam etmiş ve yukarıdaki tabloda gösterdiğimiz üzere pek çok sahaya ve yıllara yayılmıştır.


2018’den 2023’e kadar takip edilen ve hâlihazırda kısmen takip edilmeye çalışılan bu politikayı grafik üzerinde göstermeye çalıştık. Yukarıdaki grafikte, turuncu eğri dış borcun (kamu+özel) ülke içinde yaratılan mal ve hizmetlere oranını gösteriyor. Bu oran 2020/2021 döneminde artmış gözükse de, bu gösterge devletin finans kapitale mesafelenme politikasıyla çelişmez. Zira pandemi dönemi ekonomik daralması gözetilmediğinde yurt içi mal ve hizmet üretimi daralmış, dış borç stoku bu daralmaya göre artmış gözükmüştür. Hâlbuki borç kısıtlamaları sürmüştür. Bu nedenle, pandemi dönemi borç oranı artışını mavi eğri ile işaretleyerek devlet politikasının dışına ittik. Pandemi dönemindeki daralmanın olmadığı varsayımında dış borç oranı azalmaya devam etmiş gözükmektedir; politikayı gösteren eğri budur. Dışarıdan kredi temin etmemek anlamına gelen bu politikayı mümkün kılan en önemli araçları yeşil ve mor eğrilerle gösterdik. Enflasyon artışı ve onu koşullayan para basma politikası, sermayeden yoksun olan toplumu hayatta kalmak için varını yoğunu gıda, enerji, ulaşım, kira vb. temel kalemlere harcayarak şirketleri ve dolayısıyla devlet bütçesini zenginleştirmeye itmiştir.[7] Mekanizma genel hatlarıyla budur. Yeşil ve mor eğriler artarken turuncu eğri düşmüştür. Toplum derin bir sömürü ve mülksüzleşmeyle muhatap olmuş, devlet yaklaşık beş yıllık bir serbestlik dönemi satın almıştır.

Türkiye’nin nispi bağımsız hamlelerinin ilanihaye sürdürülmeyeceğini en iyi devlet çekirdeğinin kendisini biliyor olsa gerekir. İkinci Viyana bozgunundan beri takip edilen denge siyaseti bu ülkenin genlerine işlemiştir. Bu bakımdan beş yıllık kesitte Merkez Bankası’nın altın varlıklarını artırmasının ileriye yönelik bir hazırlık olduğu açıktır. Bu kesitte Katar gibi kaynaklardan gelen döviz girdilerini, 2023 sonrasında Rusya’dan döviz girişleri ve seçim dönemi doğalgaz vaatlerini takiben veresiye doğalgaz tedariki takip etmiştir. Doğu Akdeniz’deki iddialı çıkışların yatışması, Rusya-Ukrayna Savaşı’nda derhal arabulucu role bürünülmesi, S-400’lerden kurtulmak için yollar aranması gibi hamleler yeni bir dönemin işaretleri olmuştur.

Somut durumun somut tahlilini yapmakla yükümlüyüz. Ne ortada küçümsenecek bir irade ne de göklere çıkarılarak rıza gösterilecek bir sistem vardır. Türkiye’nin ekonomik kapasite sorunu, bu sorun karşısında askerî ve siyasî yayılma isteğini gerçekleştirmek için giriştiği iç sömürü hamleleri tarihseldir. Rosa Luxemburg bu mekanizmayı 20.yy’ın başında teşhis etmiştir.[8] Türkiye’nin bugün kendi ölçeğindeki neredeyse hiçbir ülkeyle karşılaştırılamayacak düzeyde düşük dış borç stokuna sahip olması ciddi bir vaziyettir. Türkiye’de şirketlerin ve devletin dış borcu ülke içerisinde üretilen toplam parasal değerin %40’ı etmemektedir. Ancak 2023’ten sonra girilen yeni ABD’ci rota da ciddidir. Devlet beş yıllık süre zarfında el yükseltecek imkânlara malik olarak masaya dönmüştür. Sömürü bâki kalmıştır. Bu denklemde toprak ve nüfus avantajları, ekonomik dezavantajı telafi etmektedir. Görünen o ki Türk Devleti, işçi sınıfı siyaseti ayağa kalkana kadar benzeri salınımları yaşayacaktır.

Sol sapmalar bu hâdiseleri kavramaktan, sağ sapmalar ise doğru tutum almaktan uzaktırlar. Toprak ve toplumu sömürüden kurtarmak sosyalist programın temelini, bu programın zemininde toprak ve toplum hakikatlerinin kabulü sosyalist ideolojinin merkezini teşkil etmelidir.

Gökçe Kutlu

10 Şubat 2025

Dipnotlar:

[1] Gökçe Kutlu, “Türkiye’nin Ekseni”, 24 Ekim 2024, Sosyalizm.

[2] “İtiraf etti: İran’daki ekonomik krizi biz çıkardık”, 7 Şubat 2026, Star.

[3] “Cumhurbaşkanı Erdoğan, ABD’li Üst Düzey Yatırımcı ve İş Adamlarıyla Görüştü”, 23 Eylül 2016, TCCB.

[4] “Cumhurbaşkanı Erdoğan, Rolls-Royce CEO’su East’i kabul etti”, 5 Ekim 2016, AA.

[5] “EFTA01053537”, Justice.

[6] “Uluslararası Rezervler ve Döviz Likiditesi Tablosu (Milyon ABD Doları)”, TCMB.

[7] Deniz Kuzey, “Kâr Komplosu ve Kapitalizmin Yeni Yeşil Enflasyon Saldırısı”, 21 Ağustos 2022, Sosyalizm.

[8] Rosa Luxemburg, “Alman Emperyalizminin Harekât Alanı: Türkiye”, 1916, Sosyalizm.