Loading...

Dünya Kupası Erken Başladı: Meksika’da Neler Oluyor?


Son günlerde, dünya medyasında olduğu gibi ülkemiz medyasında da “kartel” kelimesini sıkça duyar olduk. Sermayenin yoğunlaştığı ve akacak yeni, bâkir pazarlar aradığı emperyalizm çağında literatüre giren kartel kelimesi, aynı pazarda faaliyet gösteren şirketlerin bir araya gelerek oluşturdukları rekabet kırıcı birlikleri tanımlamaya yarıyordu. Bugünkü kullanımındaysa, geçmiştekinden farklı olarak, iktisadî yönü silinmiş olup, başta uyuşturucu olmak üzere çoklu faaliyet alanına sahip çeteler konsorsiyumlarına atıfta bulunmaya yaramaktadır. Kapitalizmin, haydut bir sistem olarak, haydutlardan mülhem yapıların mimarisini ve çalışma sistematiğini belirlemesi ve kavram düzeyinde ortaya çıkan akrabalıklar, suç ilişkilerinin hangi sosyoekonomik düzende yol bulabildiğine ve kime, neye benzediğine dair açık bir örnek teşkil etmektedir. Ayrıca OPEC vb. teşekküllerin, “serbest piyasa” koşullarının dünya genelinde hâkimiyet kurduğu şartlarda varlıklarını sürdürebiliyor olmaları, kapitalizme dair yapılan legal/illegal kapitalizmler şeklindeki veçhelendirmeyi boşa çıkarmaktadır. Kısa bir girişin ardından, işbu yazının konusu kartellerin tarihçesi değil; Meksika’da, odağında kartellerin olduğu iç karışıklıkların arka plânında gelişen olayları ve kısa vadede ülkenin geleceğine yapacağı etkiyi irdelemek olacaktır.

Güney Amerika ülkelerinin uyuşturucu tedarikçisi olmalarıyla, yanı başlarında yer alan ABD’nin bu uyuşturucunun en büyük alıcısı olması arasında diyalektik bir ilişki bulunmaktadır. ABD toplumunun zombileşmesi devlet için müspettir. Zombileşmiş toplum, devlete bazı olanaklar sağlamaktadır. Devlet, toplumsal yaşam kültürünün çürümüşlüğüne çare üretmek hususunda gelişmiş plân ve programlara karşı duyarsızdır. Çünkü uyuşturucunun ana öğelerinden birisi olduğu bu yaşam kültürü, “küreselleşme” mavralarıyla dünyanın geneline pazarlanmaktadır. Göz ardı edilemeyecek düzeye ulaşmış çürümüşlüğün faturasıysa, birer uyuşturucu üretim ve dağıtım merkezine dönüştürülmüş olan Güney Amerika ülkelerine çıkarılmaktadır.

ABD, ekonomik getirisi de göz önüne alındığı zaman dünyanın geri kalanının kendisi gibi beslenmesi, giyinmesi, kısacası “Küçük Amerika”lar yaratılması bağlamında son derece iştahlı ve saldırgan politikalar yürütmektedir. Öte yandan, Amerika’yı yeniden harika yapmanın da yollarını aramaktadır. Görülmektedir ki ABD, sadece kendisini “mükemmelleştirmekle” kalmıyor, çevresini de “harika” yapmak adına uzun vadeli ve hummalı çalışmalar yürütüyor. Gündeme sık sık uyuşturucu kartellerinin yarattığı tahribatlarla gelen Meksika bunun eşsiz örneklerinden bir tanesidir (Venezuela da kervana katılmak üzere sıraya girmiştir). Meksika ekonomisi ABD’den dayatılan neoliberal politikalarla çökertilmiş, toprağından kopartılan çiftçiler şehirlere hücum ederek yoksulluğun soğuk yüzüyle karşılaşmıştır. Boşalan topraklar uyuşturucu ekim alanlarına çevrilmiş, tarihte görülmemiş biçimde ülke ekonomisinin ana arterlerinden birisini bu uyuşturucu gelirleri oluşturmuştur. NAFTA ile uyuşturucu ticareti büyük ölçüde kolaylık kazanmış, uyuşturucu baronları vakıf türünden yapılar aracılığıyla kara para aklamakla kalmamış, âdeta devlet gibi bayındırlık projeleri yürütmüş; şehirler, meskenler inşa etmiştir. Meksika’daki suç sektörünün, formel sektörlerin ekonomideki payını aşarak devleşmesi, dış kaynaklı plânların tıkır tıkır işlemesiyle açıklanabilmektedir. Özel sektörün, devlet işletmelerinin hilafına olacak biçimde genişlemesi, devlet işletmelerinin bir bir özel sektöre devredilmesi, devletin, ülkenin ciddi bir bölümünden vergi toplayamaz hâle gelmesi ve kredi-borç sarmalında sürüklenmesi, başta güvenlik aygıtı olmak üzere kritik pozisyonlarda çalışan memurlara geçimini sağlayacak türden ücretler ödenememesine yol açmıştır. Adalet ve güvenlik aygıtında aidiyeti devletten ziyade kartellere olan on binlerce görevlinin varlığı, iktisadî gerekçelerle idrak edilebilmektedir.[1]

ABD’nin kendi elleriyle yoğurduğu Meksika, ABD’nin ihtiyaçları doğrultusunda şekil almak ve egemen olmak arasında bir çelişki yaşamaktadır. Kâğıt üstünde egemen görünen fakat ABD’nin askerî, sosyal, siyasal ve ekonomik müdahalelerine karşı savunmasız hâlde olan Meksika’nın mevcut pozisyonu bu çelişkiyi nesnel kılmaktadır. Amerika-Kanada-Meksika ortaklığında, 2026 yılının yaz aylarında düzenlenecek Dünya Kupası öncesi ülkede şiddetin boyutlarının artması bu çelişkinin somutluk kazandığı bir göstergedir. FIFA’nın kendi internet sitesinde yayımladığı raporda belirtildiği üzere, 2022 Dünya Kupası yaklaşık 175 milyon insan tarafından canlı olarak takip edilmiştir. Arjantin ve Fransa arasındaki final müsabakasıysa 1,42 milyar insan tarafından canlı olarak izlenmiştir.[2] Rakamların büyüklüğünden de anlaşılacağı üzere ortada muazzam bir pasta mevcuttur. Dünya kupaları hem düzenlenmesi esnasında hem de sonrasında düzenleyici ülkelere ciddi turizm gelirleri sağlamakta ve bu ülkelerin görünürlüğünü artırmaktadır. Sovyetler Birliği sonrası kapitalist dünyaya entegrasyon sürecince Rusya ve ABD’nin arka bahçesi olarak Katar, siyasî ve ekonomik beklentiler karşılığında Dünya Kupası’na büyük yatırımlar yapmışlardır. Dünya Kupası, federasyonların ve hükûmetlerin, kapitalist toplumlar nezdinde “sportswashing” pratiklerinin en gözde aparatlarından birisi hâline dönüşmüştür. Dünya Kupası organizasyonunun Katar’a verilmesi sürecinde ortaya çıkan rüşvet skandalıysa konunun başka bir penceresini oluşturmaktadır.[3] Bu bağlamda Meksika, bu organizasyonu ciddi bir gelir kapısı ve ülkenin imajını tazelemek için “sportswashing” pratiği olarak algılıyor. Meksika üzerindeki etkisini kaybetmek istemeyen ABD, Meksika’da yakalandıktan sonra ABD’ye transfer edilen uyuşturucu kaçakçılarının postalanmasıyla yetinmiyor, ülkede şiddeti körükleyecek adımlar atıyor. Geçtiğimiz günlerde öldürülen El Mencho lakaplı kartel liderinin ölümünde ABD’nin parmağı olduğu Beyaz Saray tarafından açık biçimde dile getirilmiştir. ABD, kartellerle mücadelenin salt askerî pratikler üzerinden yürümesini istiyor, gerçek bir sektör hâlini almış uyuşturucuyla ve idarî birim gibi davranan kartellerle bütünsel mücadeleyi engelliyor. Meksika’daki çatışmalarda kullanılan silâh ve mühimmatın ABD üzerinden ülkeye aktığı düşünüldüğü zaman, kartel düzeniyle mücadelenin askerî pratiklere indirgenmesinin kime yarar, kime zarar getirdiği çok net biçimde görülebilmektedir. Ülkedeki hassas dengeler ele alındığında, en üst seviye bir kartel liderinin öldürülmesinin iç karışıklıktan aşağı bir duruma yol açmayacağına dair tarihsel dayanaklar yazının üst kısmında not düşülmüştür. ABD’nin Venezuela’da yaptığı haydutluktan sonra açık müdahale riskini iyiden iyiye hisseden Meksika, hassas bir dengede durmaktadır.[4] FIFA’nın önümüzdeki günlerde, duruma göre alacağı olası bir Dünya Kupası kararı ve Meksika’nın kupanın dışına itilmesi ciddi bir meşruiyet kaybına yol açarak ülkeyi ABD müdahalesine açık hâle getirebilecektir. FIFA’nın alacağı ‘devam’ ya da ‘tamam’ kararı, ABD’nin bölge jeopolitiğine dair müdahalesi sonucu belirlenmiş olacaktır. Venezuela’daki haydutluktan münezzeh olmayan ve dikkatle incelenip tartılması gereken bir mevzu an itibarıyla Meksika’da cereyan etmektedir. ABD, Monroe Doktrini doğrultusunda yakın çevresini dizayn etmek üzere proaktif bir siyaset seyretmeye devam etmektedir.

Emre Çayırova

25 Şubat 2026

Dipnotlar:

[1] “Meksika’da uyuşturucu kartelleri nasıl doğdu?”, 19 Mart 2015, Sol.

[2] “Global Engagement & Audience Report (Executive summary)”, FIFA.

[3] “Allegations of corruption and bribery related to the 2022 FIFA World Cup”, Wikipedia.

[4] “Operasyonun perde arkasından ABD çıktı: Kartel lideri Mencho’nun ölümü Meksika’yı savaş alanına çevirdi”, 23 Şubat 2026, Oksijen.

[5] “BBC uzmanı, Meksika’daki karışıklığın 2026 Dünya Kupası’na etkisini değerlendirdi”, 24 Şubat 2026, Zamin.