Loading...

Emperyalist Dalaşma Alanı Grönland ve Arktik Okyanusu


ABD Başkanı Donald Trump, başkanlığının ilk döneminde dile getirdiği Grönland’ı ilhak etme fikrini, yakın zamanda yeniden gündeme getirdi. Bu kez daha ileri giderek kuvvet kullanmakla da tehdit etti. Trump, son konuşmasında gerekçe olarak, ülkesinin ulusal güvenliği açısından adaya olan ihtiyacını ileri sürdü. Adanın çok stratejik bir yer olduğunu belirten Trump, adaya yönelik Çin-Rus tehdidi, madenler ve stratejik zorunluluklardan bahsetti. Aslında ABD, 2. Paylaşım Savaşı’nda, Nazi Almanya’sı Danimarka’yı işgal ettikten sonra Grönland’a girerek adada askerî üsler, dinleme tesisleri kurmuştu. Savaştan sonra da ABD adada kaldı. Soğuk Savaş döneminde SSCB’ye karşı adayı kullandı.

Kuzey Amerika kıtasında yer alan, dünyanın en büyük adası Grönland’da şu an 57 bin kişi yaşıyor. 300 yıldır, yaklaşık 3 bin kilometre uzaklıktaki Danimarka Krallığı içinde özerk bir bölge. Aynı zamanda, yüzde 80’i buzullarla kaplı ve dünyanın nüfus yoğunluğu en düşük bölgesi. Uranyum, demir ve nadir toprak mineralleri de dâhil, doğal kaynaklarıyla ABD emperyalizminin iştahını kabartıyor. Nadir toprak elementleri; akıllı telefonlar, televizyon ekranları, rüzgâr türbinlerinden elektrikli araç motorlarına, mıknatıslara kadar günlük teknoloji için gerekli 17 metalden oluşan bir grup ve Grönland, dünyanın en büyük sekizinci rezervine sahip. Bölgede yakut ve safir yataklarının yanı sıra altın, platin, çinko ve kurşun yatakları ile kuzeydoğu şeridinde yaklaşık 31 milyar varil petrol eşdeğeri hidrokarbon bulunduğu tahmin ediliyor. Bu da ABD’nin bilinen petrol rezervlerine eşit. Çin ve AB ile girilen pazar yarışında Grönland’ın kaynakları çok hayati.

Günümüzde, Soğuk Savaş sonrasında egemen hâle gelen neoliberal paradigmayla bilinçli bir kopuş yaşanıyor. Neoliberal küreselleşme döneminde egemen olan, finans sermayesinin ağırlıkta olduğu önceki bloktan farklı olarak; dijital altyapıları, veri akışlarını ve yapay zekâ eko sistemlerini kontrol eden teknoloji sermayesini merkeze alan yeni bir sınıfsal ittifak inşa ediliyor. Bu nedenle ABD’nin nadir toprak elementlerine ihtiyacı var. Şu anda nadir toprak elementlerinin yaklaşık yüzde 70’i Çin’in elinde ve bunların yüzde 90’ından fazlası Çin tarafından işleniyor. ABD’nin, bu tür elementler için Çin’e olan bağımlılığını azaltmak istemesi Grönland’ı mücadele alanı hâline getiriyor.

Grönland’ın yer altı maden kaynaklarına, özellikle de nadir toprak elementlerine sahip olmak ABD emperyalizmi için önemli olmakla beraber, Trump’ın Grönland ısrarının arka plânında Arktik’te (Kuzey Buz Denizi) hızla derinleşen Çin-ABD rekabeti yatıyor. İklim krizinin etkisiyle eriyen buzullar, bölgedeki deniz yollarını açarak jeopolitik önemini artırıyor. Kuzey kutbunu yalnızca çevresel bir felâket alanı değil, aynı zamanda yeni ticaret yollarının, enerji kaynaklarının ve askerî üstünlük mücadelesinin merkezine dönüştürüyor. ABD’nin Grönland çıkışı da bu geniş jeopolitik çerçevenin bir parçası olarak okunmalı. Arktik artık bilimsel iş birliği alanı olmaktan çıktı, emperyalist güçler arasında yeni bir güç paylaşım savaşı sahasına dönüştü.

Küresel sıcaklıklarda artış Arktik Okyanusu’nu mevsimsel olarak gemi trafiğine açık hâle getirdi. Eylül ayında bir konteynır gemisi Kuzey Denizi yolunu izleyerek Çin’den İngiltere’ye ulaştı. 20 gün süren sefer, mevcut rotayı yarı yarıya kısalttı. Bu gelişme Arktik rotasının alternatif ticaret yolu olabileceğini kanıtladığı gibi, maliyetleri düşüren, ticaret hacmini büyüten ve mevcut küresel ticaret dengelerini sarsabilecek bir gelişme anlamına geliyor. Bu durum Çin’e ticaret savaşlarında güç kazandıracağı gibi, ABD-Çin-Rusya arasında yeni bir jeopolitik rekabet alanı açıyor.

Çin’in Arktik’e ilgisi 2010’lu yıllarda açık bir stratejiye dönüştü; “Kuşak Yol” projesinden sonra “Kutup İpek Yolu” projesini ilân etti. Çin ekonomisi büyük oranda imalat ve ticarete dayanıyor. Enerji ithalatı ve ihracatın büyük bölümü Güney Çin Denizi, Malakka Boğazı ve Süveyş Kanalı gibi, ABD’nin askerî ve siyasî etkisi altındaki güzergâhlara bağlı. Arktik üzerinden açılacak yeni rota, Süveyş Kanalı’na alternatif oluşturarak Avrupa-Asya arasındaki mesafeyi yarı yarıya kısaltacağı için, Çin açısından, Süveyş rotasına bağımlılığı azaltan stratejik bir alternatif, aynı zamanda enerji güvenliği ve uzun vadeli jeopolitik denge aracı olacaktır.

Arktik, Rusya için de yalnızca stratejik değil, aynı zamanda tarihsel bir alan. Moskova Arktik’i ulusal güvenliğinin ayrılmaz bir parçası olarak görüyor. Eriyen buzlar, Rusya’nın Çarlık döneminden beri yaşadığı sıcak denizlere erişim sorununu çözecek gibi görünüyor. “Kuzey Deniz Yolu”nun yıl boyunca işler hâle gelmesi, Rusya’nın küresel ticaret ve enerji piyasalarındaki etkisini artıracak.

Arktik, hegemonyası gerileyen ABD stratejisinde, Kuzey Amerika savunma hattının kritik bir bileşeni. ABD, askerî açıdan Rusya’nın fiziksel üstünlüğünü, ekonomik ve uzun vadeli strateji açısından ise Çin’in yükselen etkisini dengelemek istiyor. Bunu da Grönland’da konuşlanarak, Arktik’den gelecek olan ticaret yollarını denetleyerek yapmak istiyor. Arktik’te yaşananlar, iklim krizinin yalnızca çevresel değil, aynı zamanda jeopolitik bir kırılma yarattığını gösteriyor. Eriyen buzlar emperyalist güçlerin hesaplarını hızlandırırken, bölge hızla askerîleşiyor. Ticaret ve enerji, plânların merkezine yerleşiyor.

Trump, tehditlerinde ne kadar ileri gider, şu an bilinmez ama gün geçtikçe baskısını artıracağını kestirmek zor değil. Nitekim, işgale karşı çıkan Avrupa’nın 8 NATO ülkesini, gümrükleri %10 daha artırarak baskılıyor. Avrupalıların ne kadar direnebilecekleri ise meçhul. Trump’ın Grönland çıkışları ve yerkürenin tümündeki gelişmeleri 3. Paylaşım Savaşı’nın ayak sesleri olarak okumak gerekiyor.

Ahmet Hulusi Kırım

21 Ocak 2026