Kapitalist çağda savaş iki temel işe hizmet etmektedir: Birisi sistemin hamisini güçlü tutmak, diğeri ise azalan kâr oranlarını toparlayıp kaçınılmaz sonu ötelemek. Bu nedenle çağımızda savaşlar, aslında kesin neticeler almak için değil; sistemi ayakta tutmak, tarihin seyrini yavaşlatmak, neticeyi geciktirmek için açılmaktadır.
Kapitalizmin yerleşme aşamalarında, 15. ve 16.yy’da İspanya’nın, ilerleyen yüzyıllarda Hollanda’nın, İngiltere ve ABD’nin yürüttüğü savaşlar, kâr elde etmek kadar, bu devletlerin vaktiyle ellerinde tuttukları liderlik mevziisini de korumaya hizmet etti.
20.yy’a gelindiğinde savaşların dönemsel olarak yöneldiği amaçlar daha belirgin bir hâl almaya başladı. Uluslararası kurumların bulunmadığı veya sembolik kaldığı şartlarda yapılan Birinci ve İkinci Paylaşım Savaşları açık ittifaklara dayanmaktaydı. İkincisinden sonraki savaşlar BM ve NATO şemsiyesi altına sokulmaya çalışıldı. Bu şemsiyeler, lider kapitalist ülkelere “terör, insanî müdahale, önleyicilik” gibi “haklı” savaş gerekçeleri temin etti ve masrafı azalttı.
İkinci Paylaşım Savaşı’nı takip eden yıllarda dünya genelinde kâr patlamaları yaşanmaktaydı. Savaş piyasalara iyi gelmiş, yıkım yeni işler yaratmıştı. Bu açıdan Kore Savaşı (1950-1953), komünizme karşı kapitalizmin ve yeni lider ABD’nin hegemonya savaşı olarak cereyan etti. Kâr kaygısı yok değildi, oranların ilerleyen yıllarda azalmaya başlayacağı kestirilmekteydi. Güney Kore pazarının sisteme dâhil edilmesi bir kazançtı. Savaş sonrası ABD’nin kârlarında dönemsel bir sıçrama da yaşandı ancak savaşa asıl karakterini veren hegemonya mücadelesiydi.
Sovyetler Birliği’nin varlığı BM’nin dengelenmesini sağlıyor, ABD’nin savaşlarına daha fazla sürüklenilmesini frenliyordu. Sovyetler’in çözülmesinin eşiğinde, BM şemsiyesi altında Birinci Körfez Savaşı yaşandı. Çözüldükten sonra BM perdesiyle pek çok savaş yapıldı; 1992 Somali, 1994 Haiti, 1995 Bosna, 2001 Afganistan, 2011 Libya, 2013 Mali ve Orta Afrika Cumhuriyeti müdahaleleri yaşandı. Rusya kendisini toparladıktan sonra BM’nin kullanılması zorlaştı ve yavaşlayarak durdu.
Ortalama kârlar 1950’li yıllardan itibaren düşerek, dönemsel ve bölgesel artışlara rağmen, 90’ların sonu ve 2000 başından itibaren dip noktasını gördü. Bu dönemden itibaren NATO şemsiyesi altında gerçekleşen 1999 Sırbistan müdahalesi, Afganistan savaşı, Irak’ın işgali, Gürcistan darbe teşebbüsü, Arap Baharı, Libya’da Kaddafi’nin devrilerek ülkenin bölünmesi, Ukrayna’da faşist darbe ve Suriye savaşı birbirini takiben başladı ve iç içe sürdü. Pandemi adı altında yürütülen küresel savaş da bölgeler üstü bir müdahale oldu. 2000’li yıllarda savaş zorlamasıyla kısmen yukarı yönlü hareket ettirilen kârlar, 2020’de tekrar çökünce ani müdahale kaçınılmaz oldu. Bu dönemde ekilen enflasyon tohumları, birkaç yıl içinde halkların pahalı tüketimi ve mülksüzleştirilmesinden elde edilen dev kârları doğurdu. Özetle, bu evrede yaşanan savaşları azalan kâr oranlarına karşı “yeniden birikim savaşları” olarak sınıflamak gerekiyor. Aşağıdaki özet tabloyu Deepankur Basu’nun kâr eğrileri üzerinden geliştirdik.

Yeniden birikim savaşları, bir yönüyle ABD’nin liderliğini bir süre daha ayakta tuttu, hegemonyasını sürdürmesine yardımcı oldu ancak bu sefer, savaşların yöneldiği esas hedef kârlılık ve pazar sorunlarının çözümüydü. Savaşa muhatap olan bölgelerin çoğu kapitalist piyasalara entegre oldu, uluslararası para dolaşımı buralara da girdi. Zenginlikler piyasalara aktı, akıyor.
Fakat sürecin sonunda ABD hegemonyası çökme noktasına geldi. Filistin direnişinin bölgemizdeki idare-i maslahatçılığı bitiren etkisi, Çin’in genişlemesi, ABD’nin iç krizi, İngiltere’nin sahaya dönme çabaları, Rusya’nın Batı komplosu altında ezilmemesi, İsrail sisteminin sınırlarına dayanarak her yönüyle ifşa olması İran savaşını koşulladı ve neticede ABD-İsrail yenildi. Öyle bir yenilgi ki, İsrail girdiği sıkışık durumun etkisiyle, bugüne kadar kendisine sakladığı “soykırım sermayesini” dahi bozdurmak zorunda kaldı ve Ermeni Soykırımı’nı kabul ederek biricikliğini terk etti. Bundan önce de kendisine sakladığı hava savunma sistemlerini, İran füzeleri altında ezilen BAE’ye vermek zorunda kalmıştı.
NATO zirvesi Ankara’da bu şartlar altında toplanıyor.
O hâlde, NATO’nun Ankara zirvesinde emperyalist sistemin önünde; 1- Hegemonyası kırılan lider ABD’nin ne olacağı, 2- ABD’nin bu vaziyeti karşısında kimin ne koparacağı, 3- ABD’nin hegemonyasını toparlamak üzere ittifaktan ne talep edeceği, 4- İran, Rusya ve Çin karşısında kolektif Batı emperyalizminin ortak bir konumlanmasının olup olamayacağı, 5- Avrupa’nın güç toplamak ve sorunlarını aşmak üzere ortak bir çıkış yapıp yapamayacağı sorunları duruyor. Bu sorunlar başka alt başlıkları ve dünya halklarının geleceğini ilgilendiriyor.
Gelecek yazıda bu başlıkları açmaya çalışacağız.
–devam edecek–
Gökçe Kutlu
7 Temmuz 2026