Dünü
Guinness kayıtlarına[1] göre, ilk hava bombardımanı 1 Kasım 1911’de gerçekleştirildi. İtalyan savaş pilotu Giulio Gavotti, Libya’nın batısında, Ayn Zara’da tek kanatlı bir uçaktan 2 kg’lık bir el bombasını Osmanlı askerlerinin üzerine bıraktı. Gavotti, bu eylemi, uçakla gerçekleştirilen bir dizi keşif ve deney kapsamında icra etmişti.
Kapitalizmin emperyalizm aşamasına geçmesine bir milât koymak zor ancak Lenin’in çalışması 1890’ları işaret ediyor. 1890’lar aynı zamanda, İngiltere’de Liberal Parti hâkimiyeti önderliğinde Osmanlı’nın ayakta tutulması politikasından vazgeçilip bölgemizim doğrudan paylaşılmasına karar verildiği yıllardır. Öyle ise, emperyalist aşamaya geçilmesi, bölgemizin yağmalanması ve bu hedefler doğrultusunda hava bombardımanının kullanılması arasında çok sıkı bir bağ vardır. Emperyalizm vücut bulmuş ve 20 yılı bulmadan Doğu halkları üzerine ilk bombasını bırakmıştır.
Bu ilk bombardımanın üzerinden de henüz 20 yıl geçmemişken emperyalizmin hava hâkimiyeti o kadar önemli bir noktaya geldi ki İngiliz Sömürgeler Bakanı L.S. Amery şu tespiti yapıyordu:
“Orta Doğu açılıyor. Her yerde yeni koşullar ve yeni gelişim ve ilerleme fırsatları ortaya çıkıyor. Tek bir noktaya değinelim: Geleceğin havada olduğu sık sık söylenir. Doğu ile olan hava iletişimimizde, Fars Körfezi kıyıları önemli bir bağlantı noktası olmaya adaydır. Bu yeni bir faktördür ve bunun tam anlamını şu anda ancak belirsiz biçimde kavrayabiliyoruz.”[2]
Emperyalizm, Doğu topraklarını gün be gün açıyor, genişliyor; bölgemizi sömürüyor, Batı’dan Doğu’ya sömürü hattının merkezi hâline getiriyordu. Bu işin odağına da “hava”yı yerleştiriyordu.
Amery’nin emperyalist sömürü hattının merkezine bölgemizi ve hava egemenliğini yerleştirmesi fikir jimnastiği amacını gütmüyordu elbette. Trablusgarp Savaşı’nda başlayan hava hâkimiyeti denemeleri, 1920’lerde netice vermeye başlamıştı. Emperyalizm havadan gözetleme ve bombalama tekniklerini geliştirdikçe, daha az maliyetle, daha az personelle, daha hızlı şekilde bölge halklarına saldırabilme imkânlarını geliştirmişti.
Bu saldırılar, kara savaşının aksine aniden gerçekleşiyor, karşı konamıyor, dehşete düşürüyor, halkın günlük üretimi üzerinde baskı kuruyor, klasik ekonomik döngüyü darbeliyor, çaresizlik hissi veriyordu. Osmanlı düzeni bitmişti. Ortadoğu halklarını yönetmek, gerektiğinde proleterleştirmek, itaat ettirmek ve hatta vergi ödemeye ikna etmek üzere ya büyük kuvvetler sahaya sürülecek ya da klasik üretim biçiminden vazgeçmeyenler, itaat etmeyenler veya vergi vermeyenler bombalanarak, sürüleri ve çocukları imha edilerek “ikna edileceklerdi.” Gündelik hayat hedefti. 1920’lerde emperyalistlerin askerî kayıtlarına yansımış tespitlerden birkaç parçayı art arda verelim:
“Hava eyleminin asıl ağırlığı, vurabileceği normal hayatın gündelik olarak kesintiye uğramasında yatar... Kulübelerin çatılarını hırpalayabilir ve onarılmasını önleyebilir ki bu kışın büyük bir sıkıntı yaratabilir. Toprağı sürme ve hasadı ciddi şekilde engelleyebilir –hayatî meslekleri veya kış için zahmetle biriktirilen ve istiflenen yakıt depolarını yok edebilir. Daha az yaşamsal ama başlıca sermaye biçimi ve zenginlik kaynağı olan hayvanları vurarak aşiretin mevcut gıda kaynağına ciddi zarar verebilir– ve sonunda aşiret üyeleri itaat etmenin daha iyi olduğuna kanaat getirebilir… Sahadaki kuvvete önce saldırılmalı ve yok edilmelidir. Daha sonra, bu kuvvetin yardım aldığı dışarıdan çevre köylerin, ürünlerin ve hayvanların sürekli bombalanması izlemelidir… alıştığı rahatlıklardan yoksundur; uykusu bölünür; sürüsü dağılır... Barınaklar veya tahıl ve yakıt depoları bombalanabilir; ürünler yok edilebilir… yönetim ne kadar aksini söylerse söylesin, Mezopotamya’da bombayla yönetmenin altında yatan gerekçelerden biri, kavgacı Araplardan vergilerin toplanmasıdır.”[3]
Bu kayıtları okuyunca, 1928’de Amery’nin hava gücüne biçtiği rolün temelinde yatan yoğun deneyim ve askerî analizler üzerine kurulan emperyalist mekanizmayı daha iyi anlıyoruz. Hava bombardımanı, İkinci Paylaşım Savaşı’na gelindiğinde artık iyice gelişmiş ve önemi konusunda geniş bir konsensus oluşmuştu. Batı’nın dünyevî düzeninin Hobbes’tan sonraki en önemli teorisyeni olan Carl Schmitt, 1950’de, karadan denize yayılan hâkimiyet sahasının havaya doğru aktarıldığını tespit etmişti.[4]
Bugünü
İkinci Paylaşım Savaşı sonrası hava araçları teknolojisi gelişmiş, 60’lardan itibaren ABD ile Sovyetler arasında uzay ve füze temelli hava mücadelesi tırmanmıştır. 1970’lerden itibaren İngiltere’nin sömürge doktrinini takip eden ABD, İngiltere’nin boşalttığı Fars Körfezi’nde deniz ve hava üsleri kurmaya başlamıştır. 1980’e gelindiğinde yeni savaşların füze temelli olacağı görünür olmuştu. Irak-İran savaşı temelde bir füze savaşı olarak cereyan etti. İran ciddi zaiyat aldı ve ciddi dersler çıkardı.
70’lerden itibaren bölgemizi üslerle çeviren ABD, gelişkin bir hava gözetim ve müdahale ağı kurdu ve Amery’nin hayallerini gerçekleştirdi. Üslerin kurulması 2000’li yıllara kadar sürdü. 70’lerde İngiltere’den “bağımsızlıklarını kazanan” Körfez ülkeleri, ABD vasalı olarak gelişti. Doğu’nun anahtarı olarak Körfez üzerindeki mutlak hâkimiyet doktrini, İngiltere’den alınmaydı. Bu süre zarfında, emperyalizmin ileri karakolu olan İsrail’in hava saldırı ve savunma sistemleri bir model olarak yerini aldı. Aynı süre zarfında İran üzerinde ciddi bir ambargo uygulandı; İran kendi yolunu bulmak zorunda kaldı ve aşırı baskı altında beklenmedik şekilde güçlendi.
“İran’ın askerî kapasite geliştirmesini engellemek amacıyla yürütülen 46 yıllık Amerikan ekonomik savaşı, bugün Batı’nın savunma bütçelerini iflasa sürükleyen askerî kapasitenin doğrudan kaynağı olmuştur. İran’ı iç pazarda yenilik yapmaya zorlayan her yaptırım, tersine mühendisliği zorunlu kılan her teknoloji ambargosu, öz yeterliliği teşvik eden her malî dışlama; bunların hepsi birlikte, bugün Raytheon ve Lockheed Martin üretim hatlarını, dünyadaki hiçbir fabrikanın zamanında yenileyemeyeceği bir hızda tüketen asimetrik cephaneliği oluşturdu. Yaptırımlar bir boğma taktiği olarak tasarlanmıştı. Bir demirci ocağına dönüştüler. Sun Tzu daha iyi bir tuzak tasarlayamazdı.”[5]
2025 ve 2026 savaşlarına gelindiğinde İsrail’in savunma sistemi aciz kaldı, ABD’nin dev bütçelerle kurduğu Körfez’deki hava ve deniz üsleri İran’ın füze ve dron saldırıları altında ağır hasar aldı, ABD’nin en gelişmiş uçakları düşürüldü. Aslında hikâyenin başlangıç noktası da bu işaretleri veriyordu. Havadan ilk saldırı, ilk direnişi koşullamıştı.
Sonu
1 Kasım 1911’de Giulio Gavotti’nin ilk hava bombardımanını gerçekleştirmesinin üzerinden bir sene geçmemişti ki bu sefer Osmanlı askerleri tarihte başka bir ilki gerçekleştirdiler. 5 Ekim 1912’de Osmanlı askerlerinin yerden açtığı ateşle vurulan bir İtalyan savaş uçağı inişe zorlandı, pilotu Riccardo Moizo esir alındı. Aşağıda emperyalist ordu mensubu esir Moizo’yu, Osmanlı subayı gözetiminde uçaktaki hasarı incelerken görüyoruz.

Bu hâdise Batı basını tarafından “savaş tarihinde bir ilk” olarak servis ediliyor, Araplarla Türklerin eline geçen pilottan bahsediliyordu. Batı, devreye aldığı yeni emperyalist tekniğin öneminin ilk günden itibaren farkındaydı, süreci yakından takip ediyordu. Kasım 1911’de başlayan havadan keşif, bombalama ve topçuların yönlendirilmesi deneylerinden sonra 1912 saldırıları başlamıştı:
“11 Haziran 1912’de Cumaasi’deki Türk hatlarına karşı yapılan baskından beri, İtalyan havacılığının genç tarihi hemen her gün birkaç yıl önce hayal bile edilemeyecek beklenmedik bir olayla süslenmektedir; bu olay ise savaş tarihine yeni bir sayfa ekliyor gibi görünmektedir: düşmanın eline geçen ilk havacı.”[6]
Doğu’nun Batı emperyalizmi tarafından istilâsı, bu istilâda Kıta Avrupası’ndan ve İngiltere’den ABD’ye aktarılan kolektif sömürge hafızası ve hava gücünün işlevi modern bir sömürge doktrini yaratmış ve gelinen noktada bu düzen sınırlarına dayanmıştır. Emperyalizmin hava doktrininin sarsılması, emperyalizmin sonuna dair umutlu işaretler vermektedir. Doğu’da direniş, halklar arasında birlik ve çaba kapitalist sistemin dünya hâkimiyetinin çöküşüne giden yolu açacaktır. Bela, ilk darbeyi vurduğu yerden başlayarak def edilecektir; edilmektedir de.
Deniz Kuzey
21 Mayıs 2026
Fotoğraf: “Trablusgarp’daki savaşta daha önce görülmemiş savaş eylemi: Düşman ellerine düşen ilk askerî pilot. Uçak, Fransız yapımı bir Nieuport monoplandır; arkadan görülmektedir. Yatay irtifa dümeninin iki parçası, uçağı sürükleyen yerliler tarafından dikey şekilde kaldırılmıştır.” 5 Ekim 1912, L’Illustration, SA.
Dipnotlar:
[1] “First aerial bombardment by aeroplane”, Guinness.
[2] L. S. Amery, “Emperyalizmin Gözünde Fars Körfezi’nin Önemi ve Geleceği”, 1928, Sosyalizm.
[3] Bunlar ve benzerleri birçok arşiv kaydı için Bkz. Mark Neocleous, Savaş Erki Polis Erki, çev. Beyza Sümer Aydaş, Notabene, 1. Baskı, 2014, İstanbul, s. 217 vd.
[4] Carl Schmitt, Yeryüzünün Nomosu, çev. M. Furkan Şimşek, Ketebe, 1. Baskı, 2025, İstanbul, s. 400 vd.
[5] Laala Bechetoula, “Sun Tzu: Trump ile Netanyahu’nun Stratejik İflası”, 25 Mart 2026, Sosyalizm.
[6] L’Illustration, 5 Ekim 1912.